Archive for Silgisiz Kalem

Yeni’ye Doğru

IMG_1681(Dostum Emre Ertegün’ün yazdığı kitaba ilişkin hissiyat ve düşüncelerimi içermektedir.)

Üniversitenin son yılındayım. Yaptığımız ulusal bir projenin önemli konuklarının da yer aldığı açılış konuşması için sahnedeyim, ellerim titriyor. Konuşmamın sonuna şöyle bir söz iliştiriyorum;

“Hayallerine  başka insanların hayallerini de katanlar, mutluluğun en benzersiz halini tadacaklardır.”

“Ne mutlu Türküm, ne mutlu Dokuz Eylül’lüyüm ve ne mutlu KYK’lıyım diyene.”

Yine mutluyum, ama şimdi olsam sonunu şöyle değiştirirdim;

“Ne mutlu ki insanım, ne mutlu ki yaşıyorum ve ne mutlu ki koca bir topluluğuz diye.”

İşte Emre, o topluluk içinde çok sevdiğim bir arkadaşım olur. Bu yüzden yazdığı kitabı okurken dönüşen hayallerimi ve hislerimi yaşadım hep. Tabii kitabın içinde geçen insanları tanıyor olmak da bambaşka bir heyecan!

Emre yazdığı kitabında, hayatında bir şeylerin ters gittiğini fark etmesiyle birlikte, kurumsal hayatı nasıl bıraktığını; tüm bu süreçlerde geçirdiği evreleri ve hissettiği tüm duyguları şeffaflıkla anlatıyor.  Yazdıklarında Topluluğa çağrısını duyuyor, sunduğu şükranlarını kalpten hissediyor ve değişimin nasıl da mümkün olduğunu görüp coşkuyla doluyorsunuz.

Karşılıklı alıp vermenin para olmadan da mümkün olabildiğini, ihtiyaçlarımızın sahip olduklarımızı birbirimizle paylaşarak da karşılanabildiğini ve birbirimize desteği bu şekilde de verebileceğimizi; esas zenginliğin zaten bunu paylaşmak olduğunu ve istemenin ayıp olmadığını tekrar tekrar bize hatırlatıp ilham veriyor. Read more

Camera Lucida

Yaşam küçük yalnızlık darbelerinden oluşur. (Roland Barthes)

72290Elimdeki kamerayı bana taşıttıran şey neydi? Hangi arzu ile yaşamın parçalarını toplamaya çalışıyordum? Geleceğe geçmişten anılar bırakmak için mi?

Yoksa insanlarla yakınlaşmanın sessiz heyecanı ve iletişim tutkusu muydu bana bunu yaptıran?

Sınırsızlık; özgürlük? Galiba en baskını içimdeki görme ve paylaşma güdüsüydü. Read more

Tesadüfler

Neredeyse bir yılı aşkın süredir Kadiköy’deki masal gecelerine katılıyorum. Masallar benim için hayalini kurduğum bir tesadüf belkide. Kendi hikayemin içindeki tatlı bir harman, koku, tat, göz ve duygu… 

Koltuklar yok aklımda, her zaman olduğu gibi sahnenin önünde yere oturuyorum. Oradan masaların içine dalmak daha keyifli. Bu ayın konusu tesadüfler. Judith hayatındaki tesadüflerden bahsederek başlıyor konuşmasına; sonra da elinde mutlulukla tuttuğu masallardan oluşan yeni kitabınında onun bir parçası olduğunu anlatıyor. Masal terapisi adlı kitabın bir sayfasını rastgele açıp karşımıza çıkan masalları dinliyoruz. Çok şanslıyım. Sevdiğim “Kral ile Tamircinin” masalı çıkıyor ilk olarak. Bu masalı tekrar dinleyip, öğrenmeye niyet etmiştim. Ekmeği paylaşmak ve Tahir’in anlattığı ağaca dönen kadının masalları en çok aklımda ve ruhumda yer edenler.

“Bugün bugüne baktı, yarın yarına bakar. Doğmamış gün için neden endişeleniyim?

Read more