Archive for 21 Eylül 2011

İktisadı Anlamak

Benim için iktisadi anlamak; onun altında yatan felsefeyi özümsemek, yaşamak ve yaşatmaktı. İşte o zaman bir İktisatçı  olmanın dünyanın yegane saygın bir meslek olduğunu anlamak hiçte zor değildi.

Lisans eğitimimizin şüphesiz ilk unutulmaz derslerinden biri Prof. Dr. Temel Ergun’ dan aldığımız İktisada Giriş dersiydi. Bu derste iktisadın tanımını, alternatif maliyeti, gerçek bir iktisatçı olmanın ne kadar onurlu bir meslek olduğunu ve hocamızın bize açmış olduğu bir vizyondu;
“Ben bir gün Nobel iktisat ödülünü, bu sıralarda oturan genç meslektaşlarımın alabileceğine yürekten inanıyorum, doğru çalışma ve azim ile bu sonuca ulaşmak mümkündür.”

Ben ise yine o ilk günlerde içimde sahip olduğum heyecanla Sherwood’ un olduğu yolda yürürken, bir öğrenci kulübünün cazibesine kapılıyor ve üyesi oluyordum. Dersler, okulumuzun laboratuarında internetle tanışma, kulübümüzün toplantıları, yeni arkadaşlar, sosyalleşme ve o hiç bitmeyen koşuşturmalar… Read more

Bu Hasret Bizim

Yazılarımı düzenli olarak yazamadığımın farkındayım. Belki de yazıları biriktirerek oluşturmak doğru bir fikir değildir.

Bunun adı “Günlük” değil mi? Günlük dediğin o günün getirdiklerini ve götürdüklerini yansıtmalı.

Artık yazılarımı o zaman bende gün aşırı yazacağım. Yarına miras bırakılarak yaşanan bir hayat ne kadar değerli bir hazine olabilir ki? Yazılarımı yazıp geleceğimi düşleyip sonra da sanki son gecemmişçesine bavullarım hazır uyumalıyım yatağımda.

Yavaş yavaş empati kurabilmeye başladım. Bugün daha önce kendimin yaptığı bir hatayı başkasının gözüyle izledim. Ama ona doğru olan yönü anlatamadım. Çünkü henüz bunu tam olarak ifade edecek yetiye erişemedim.

Bu akşam ise bir süredir görüşmediğimiz aile dostlarımızı misafir ettik. Üç tane çocukları vardı. Uzun zamandır çocukları izlemediğimi anladım. Çocuklar o kadar zeki ve sağlam karakterli yetişmişti ki; geleceğimizin hiçte kötü olabileceğini düşünmüyorum.

Bugünü size benle değil, bir şairle anlatmak istiyorum;

Dörtnala gelip Uzak Asya’dan
Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim!
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
Ve ipek bir halıya benzeyen toprak
Bu cehennem, bu cennet bizim!
Kapansın el kapıları bir daha açılmasın
Yok edin insanın insana kulluğunu
Bu davet bizim!

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine
Bu hasret bizim!

Sevgili Nazım Hikmet, hayatımın bu günkü boş sayfasını tamamlarken sizi ağırlayabilmek benim için büyük bir şerefti. Bugün öğrenebileceğim en güzel şey büyüklerime daha fazla saygı duymayı öğrenmek olacak!

Sevgi ve Saygılarımla,

Bora EKE
(Türkiye, 22.09.2005)

Magandalar Öyküsü

Yine aynı şeyler, hep başkalarına olur olmaz yerde sinirleniyor diye kızarken, ben de canımın sıkıldığı birşey olduğunca en yakınımdaki insanlara bağırıp çağırmaya başlıyorum. Kendimce haklıyım tabii. Sinirlilik bizim özümüzde var. Soyumuzdan gelenler sinirli insanlar olmasa biz sinirli olur muyduk hiç !

Biz Türklerin başka hiçbir toplumda bulamayacağınız nitelikte güzel özellikleri vardır; misafirperverlik, paylaşım gibi. Ama biz genellikle olumsuz olanları duyarak yetiştiğimizden yüz yıllık geleneği bozmayacağım ve size ülkemdeki magandaların manzaralarını sunacağım. Read more